·5 dk okuma·psikoloji
Déjà Vu’yu Sormak: Yaşantıyla Bildirimi Ayırmak
2016 tanıma deneyinde déjà vu ve dilimin ucunda bildirimleri nasıl değişti? Tekrarlanan sorular, serbest düğme ve ölçüm sınırlarını inceleyin.
Bir deneyin sonunda “déjà vu yaşadınız mı?” sorusuna evet demekle, deney sürerken böyle bir anı kendiliğinden işaretlemek aynı ölçüm değildir. İlk durumda kişi bütün görevi geriye dönüp değerlendirir. İkincisinde belirli bir anda kendi deneyimini adlandırır. Aradaki fark, hatırlamanın ötesinde, sorunun neyin yaşanmış olması gerektiğine dair ima taşımasıyla da ilgili olabilir. Öznel bir yaşantının sayısını araştırırken onu nasıl sorduğumuz, sayının oluşmasına katılabilir.
Radka Jersakova, Chris J. A. Moulin ve Akira R. O’Connor’un 2016 tarihli araştırması, bu sorunu déjà vu ve dilimin ucunda hissi üzerinden ele aldı. Bu yazı özellikle birinci deneyin temel düzenini ve üçüncü deneydeki bildirim değişikliğini izliyor. Amaç olağanüstü bir hafıza yeteneğini veya geleceği görmeyi sınamak değildi. Araştırmacılar, bu iki yaşantıyı üretmesi beklenmeyen sıradan bir tanıma görevinde insanların bunları ne ölçüde bildirdiğini ve soru biçiminin sonucu nasıl etkilediğini inceledi. [1]
Tanıdıklık tek başına déjà vu değildir
Çalışmada déjà vu, yeni olduğu bilinen bir durumun uygunsuz biçimde tanıdık gelmesi olarak tanımlanıyordu. Bu, tanıdık bir sözcüğün anlamını bilmekten veya daha önce gösterilmiş bir sözcüğü doğru tanımaktan farklıdır. Yaşantının içinde hem tanıdıklık hem bu tanıdıklığın bulunduğu duruma uymadığını fark etme vardır. Birinin yüzünü hatırlayıp nereden tanıdığını çıkaramamak da kendiliğinden aynı deneyim sayılmaz.
Dilimin ucunda hissi ise istenen bilgiye erişememekle, ona erişebilecek durumda olduğunu hissetmenin birleşimidir. Araştırmada verilen açıklama, sözcüğün bazı özelliklerini kısmen anımsama ve yakında bulunacağını düşünme yönünü de içeriyordu. Bu iki yaşantının ortak yanı, kişinin kendi hatırlama sürecine ilişkin bir değerlendirme yapmasıdır. Fakat ortak yönleri onların aynı olay veya aynı mekanizma olduğunu göstermez. Birinin bildirimi artarken ötekinin aynı biçimde artması zorunlu değildir. [1]
Sözcüklerin eski veya yeni olduğuna karar vermek
Birinci deney internet üzerinden yürütüldü ve dört grupta toplam 224 katılımcıdan veri toplandı. Katılımcılar laboratuvarın sitesinden, çevrimiçi deney duyurularından ve sosyal ağlardan gönüllü olarak gelmişti. Bu örneklem bütün nüfusu rastgele temsil etmiyordu. Her kişi art arda gelen 120 sözcük sunumunda, sözcüğün görev içinde daha önce gösterilip gösterilmediğini fareyle bildirdi. Seksen farklı sözcüğün kırkı bir kez, kırkı iki kez gösterildi. [1]
Bu düzenin önemli ayrımı “hayatımda gördüm mü?” değil, “bu görevde gördüm mü?” sorusudur. Yaygın bir İngilizce isim günlük hayattan tanıdık olabilir ve yine de o denemede ilk kez gösteriliyor olabilir. Böylece bir sözcüğün genel tanıdıklığı ile deney içindeki eski veya yeni durumu aynı bilgi değildir. Araştırmacılar bu görevi özel olarak déjà vu ya da dilimin ucunda hissi üretmek için düzenlememişti. Bununla birlikte, böyle bir beklentinin bulunmaması hiçbir katılımcının hiçbir gerçek yaşantı yaşayamayacağını kanıtlamaz.
Bir gruba görev sırasında déjà vu, diğerine dilimin ucunda hissi soruldu. Üçüncü gruba sarı renkte sözcük görüp görmediği soruldu; gerçekte hiçbir sözcük sarı gösterilmemişti. Dördüncü grup görevi bu aralar verilmeden yaptı. İlk üç grupta her on iki denemeden sonra soru soruldu; görev içinde toplam dokuz sorgulama vardı. Sonunda bütün gruplar aynı anketi doldurup üç olayın herhangi birini görev sırasında yaşayıp yaşamadığını bildirdi. Sarı sözcük sorusu, cevapların deneyde bilinen bir özelliğe karşı sınanabildiği ek karşılaştırmaydı.
Sormadan da yüksek bildirim
Birinci deneyde, görev içinde sorulmayan kontrol grubunda bile katılımcıların yüzde 41,1’i sonunda déjà vu, yüzde 33,9’u dilimin ucunda hissi bildirdi. Grupların son déjà vu bildirim oranları arasında anlamlı fark bulunmadı. Dilimin ucunda hissi için ise bu yaşantının tekrar tekrar sorulduğu grubun oranı, kontrol ve renk grubundan daha yüksekti. İki yaşantı aynı soru sayısına aynı biçimde tepki vermemişti. [1]
Bu oranlar toplumda günlük déjà vu görülme sıklığı değildir. Belirli bir sözcük görevini tamamladıktan sonra, tanım verilerek sorulan soruya verilen yanıtlardır. Sarı sözcük bildirimlerinin çok daha düşük olması da bütün evet cevaplarını gelişigüzel onay diye açıklamayı zorlaştırır. Ancak bu kontrol, kişinin déjà vu dediği her anın araştırmacının tanımına uyduğunu ayrıca doğrulamaz. Fiziksel olarak sarı yazının yokluğu ile öznel bir deneyimin bulunup bulunmaması farklı doğrulama sorunlarıdır.
Dokuz sorunun yerine açık bir düğme
Üçüncü deney, toplam 123 katılımcıyla sorgulama biçimini değiştirdi. Altmış dört kişi déjà vu, elli dokuz kişi dilimin ucunda koşulundaydı. Temel tanıma görevi aynı kaldı. Her on iki denemede bir geriye dönük soru sorulması yerine, ekranda sürekli bulunan bir düğme kullanıldı. Katılımcı, kendisine tanımlanan yaşantı gerçekleştiğinde düğmeye basacaktı. Görev sonunda yine aynı son anket vardı. [1]
Burada serbest bildirim açık uçlu bir metin yazmak anlamına gelmiyordu. Kişinin deneyim anını kendi girişimiyle işaretleyebilmesi anlamına geliyordu. Düğme sürekli kullanılabildiğinden bildirim fırsatı dokuz soruyla sınırlandırılmamıştı. Dolayısıyla daha az bildirim çıkarsa bunu yalnız cevap verme fırsatının azaltılmasına bağlamak doğru olmaz. Buna karşılık, düğmeye basmayı hatırlamak ve tanıma görevi sürerken iç yaşantıyı izlemek de yöntemin ayrı gereklilikleridir. Yeni yöntem, ölçümden tamamen bağımsız bir pencere açmaz.
Görev sonundaki ankette déjà vu bildiren kişilerin oranı, birinci deneyin ilgili grubuna göre azaldı. Dilimin ucunda hissini bildirenlerin oranında ise anlamlı fark bulunmadı. Makalenin üçüncü deney özeti ve genel tartışması, sonunda bu yaşantıları bildiren kişiler arasında görev içindeki olay bildirimlerinin her iki yaşantı için de azaldığını belirtir. Bu ikinci ölçü, bütün örneklemde en az bir kez bildirenlerin oranından farklıdır: yalnız son ankette yaşantıyı onaylayan alt gruptaki bildirim sayısını ele alır. [1]
Daha az cevap, daha az yaşantı mı?
Yazarlar, düzenli soruların belirsiz bir hissi sorulan kategoriye uyarlamayı kolaylaştırabileceğini düşünüyor. Kişi gerçekten ne yaşadığından emin değilse, araştırmacının aynı şeyi tekrar tekrar sorması ona bunu yaşıyor olması gerektiğini düşündürebilir. Kendiliğinden işaretleme bu onay baskısını azaltabilir. Bu, verilerle tartışılan açıklamadır; her katılımcının niyeti ölçülmüş veya bilinçli olarak yanlış bilgi verdiği gösterilmiş değildir.
Daha düşük bildirim sayısını doğrudan beynin daha az déjà vu üretmesi olarak okumak da gereksiz bir sıçramadır. Değişen şey yaşantının meydana gelmesi, onu adlandırma eşiği, sonradan yeniden yorumlama veya bildirme davranışı olabilir. Araştırmada her öznel anın gerçekliğini dışarıdan belirleyen bağımsız bir gösterge yoktu. Üstelik birinci ve üçüncü deney farklı örneklemlerdi; aynı kişinin iki yöntemdeki bütün deneyimleri yan yana ölçülmüş değildi. Sonuçlar yöntem farkını ciddiye almayı destekler, bütün belirsizliği ortadan kaldırmaz.
Kanıtların sunduğu pratik araştırma ilkesi, öznel deneyimi reddetmek değil, sorunun biçimini verinin parçası saymaktır. Görev içinde kendiliğinden bildirim, son anket ve uygun kontrol koşulları farklı bilgi sağlar. Birbiriyle ilişkili olmaları, birbirinin yerine kullanılabilecekleri anlamına gelmez. Bu çalışma bir hastalık tanısı veya kişinin bellek sağlığı hakkında kişisel karar aracı değildir. Değeri, “kaç kişi yaşadı?” sorusunun önüne “nasıl sorduk ve hangi cevabı saydık?” sorularını yerleştirmesidir.
Kaynaklar
[1] Jersakova, R., Moulin, C. J. A. ve O’Connor, A. R. (2016). “Investigating the Role of Assessment Method on Reports of Déjà Vu and Tip-of-the-Tongue States during Standard Recognition Tests.” PLOS ONE, 11(4), e0154334. Açık erişim, Creative Commons Attribution; özgün anlatım ve yorumla kullanılmıştır. https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0154334