·5 dk okuma·psikoloji
Zihnin Gözü Aynı Şeyi mi Görür? Bir Kahvaltı Masasından Başlayan Araştırma
Galton’un kahvaltı masası sorularıyla zihinsel imgenin parlaklığı, ayrıntısı ve rengi; özbildirim, örneklem ve sıralamanın sınırları.
Sabah oturduğunuz masayı hatırlayın: Bardak neredeydi, ışık hangi taraftan geliyordu, tabağın rengi neydi? Bu sorular kolayca bir görüntüyü çağırıyor olabilir. Belki de yerleri ve renkleri biliyor, fakat zihninizde bakılacak bir resim bulmuyorsunuz. Bir başkası aynı talimatı duyduğunda bambaşka bir deneyim tarif edebilir. Gündelik dilde “Gözümün önüne geliyor” derken, herkesin bu sözü aynı biçimde kullandığını varsaymak kolaydır. Zihinsel imge araştırmasının ilginç sorusu, ortak sözcüklerin arkasında aynı deneyimin bulunup bulunmadığıdır.
Francis Galton'un 1880'de Mind dergisinde yayımlanan Statistics of Mental Imagery yazısı, tanıdık bir kahvaltı masasını bu soru için kullanır. Araştırmacı insanların tanıdık sahneleri ne kadar canlı zihinsel resimler halinde çağırabildiğini öğrenmeye çalışmıştır. Burada bu tarihsel çalışmayı yeni bir tanı testi olarak uygulamıyoruz. Onun sorduğu soruları, beklemediği yanıtları ve yanıtları düzenleme biçimini izliyoruz. Bir masanın hatırlanması, iç deneyimin nasıl anlatılabileceğine ilişkin daha büyük bir yöntem sorununa açılır. [1]
Tek görüntü, üç ayrı soru
Galton'un gözden geçirilmiş soru formunda ilk üç başlık aydınlık, belirginlik ve renktir. Zihinsel sahnenin gerçek sahne kadar parlak olup olmadığı; nesnelerin aynı anda ne kadar belirgin olduğu; renklerin doğal ve ayırt edilebilir biçimde ortaya çıkıp çıkmadığı sorulur. Bu ayrıntı önemli bir başlangıçtır. Araştırmacı yalnız “Bir resim var mı?” demekle kalmaz; resim diye anlatılan deneyimin farklı özelliklerini ayırır. Böylece bir kişi bütün sahneyi tarif ederken, diğeri belirli bir nesnenin daha net olduğunu söyleyebilir. [1, s. 301–302]
Bir bardağın yerini bilmek, onun rengini zihinsel olarak canlı biçimde yaşamakla aynı yanıt değildir. Bütün masayı bir arada canlandırmak da nesneleri sırayla ele almaktan farklı olabilir. Bu ayrımlar, hatırlamanın tek bir iç ekranın açılması olarak düşünülmesini zorlaştırır. Soruların çoğalması burada konuyu gereksiz yere karmaşıklaştırmaz. İlk sözün saklayabildiği farklılıkları konuşulur hale getirir: Nasıl bir açıklık, hangi ayrıntı ve ne tür bir renk deneyimi?
Araştırmacının ilk şaşkınlığı
Galton başlangıçta bilim çevresindeki tanıdıklarına yönelmiştir. Bu kişilerin kendi deneyimlerini doğru anlatabileceğini düşünür. Ancak ilk konuşmalarında çoğu kişi, araştırmacının zihinsel imge dediği şeyi onun anladığı biçimde tanımadığını söyler. Bir yazışmada, sahnenin bellekte bulunduğu halde “zihnin gözüyle görmek” sözünün ancak mecaz olarak kullanılabileceği açıklanır. Araştırmanın şaşırtıcı tarafı, nesneyi hatırlayamamak değil, onu hatırlamanın nasıl yaşandığı konusunda anlaşamamaktır. [1, s. 302]
Bu yanıt, araştırmacının soru içindeki varsayımını ortaya çıkarır. Birine görüntüsünün parlaklığını sormak, onun bir görüntüden söz etmeyi anlamlı bulduğunu varsayar. Kişi bu başlangıca katılmıyorsa, sonraki ayrıntılar farklı anlam taşır. Soruya verilen itiraz bu nedenle yalnız eksik bir cevap değildir; sorunun kimi deneyimleri tarif etmekte yetersiz kalabileceğine ilişkin bilgidir. Başkalarının deneyimini araştırmak, kendi deneyimimizin ortak dilde zaten herkes için bulunduğunu kabul etmekten daha çok dikkat ister.
Farklı yanıtlar birikmeye başladığında
Galton daha geniş tanıdık çevresinden gelen yanıtları, ayrıntılı ve canlı imge bildirimleriyle karşılaştırır. Yazıda kimi kişiler sahnenin gerçek görünüşe yakın açıklıkta olduğunu söyler; kimileri genel görünümü çağırsa da ayrıntıların sisli kaldığını belirtir. Bazı yanıtlar tek nesnenin veya bir grubun belirginleşmesini, bütün masanın ise aynı anda bulunmamasını anlatır. En düşük canlılık sınıfında yer verilen kişiler arasında, masayı hatırladığını fakat onu görmediğini belirtenler vardır. [1, s. 304–306]
Bu çeşitlilik, yanıtları yalnız güçlü ve zayıf diye iki kutuya ayırmayı güçleştirir. Belirginliğin hangi bölgeye yöneldiği, zaman içinde değişmesi ve bütünün aynı anda ortaya çıkması da önemlidir. Galton'un derlediği açıklamalar, bir tek sözcüğün yerine daha ayrıntılı betimler koyar. Okur, kendisine benzeyen yanıta rastlayabilir; fakat makalenin amacı okuru bu tarihsel listedeki bir sıraya yerleştirmek değildir. Liste, araştırmanın karşılaştığı deneyim farklılığını görünür kılar.
Yüz yetişkin yanıtı neyi temsil eder?
Yazının yetişkin karşılaştırması yüz erkeğin yanıtlarına dayanır; on dokuzu Royal Society üyesidir. Galton, bu grubun genel istatistiksel temsil sağladığını iddia etmez. Arkadaşlara ve bilim çevresine dayanmış yanıt toplama süreci, kimlerin cevap vermeyi seçtiğiyle de şekillenmiştir. Araştırmacı, imge deneyimini çok zayıf bulan bazı kişilerin hiç yanıt göndermediğini veya kendilerini anlatmakta güçlük çektiğini belirtir. Yalnız doldurulmuş formlara bakmak, forma cevap vermeyenlerin nedenlerini ortadan kaldırmaz. [1, s. 303–304]
Bu, tarihsel metnin önemli bir açık noktasıdır: Toplanan yanıt sayısı ile toplumdaki dağılım aynı bilgi değildir. Yüz anlatım çeşitlilik göstermeye yeterli olabilir; fakat bütün yetişkinlerin hangi oranlarda aynı deneyimi yaşadığını bu gruptan doğrudan çıkaramayız. Galton'un kişilerin entelektüel konumuna verdiği önem de onun tarihsel tercihidir. Bu konumu yanıt doğruluğunun otomatik garantisi veya insan değeri sıralaması olarak benimsemek gerekmez.
Deneyimi sıraya koymanın getirdiği karar
Galton yanıtları, söylenenlerin tamamını ve kişiler hakkında başka kaynaklardan bildiklerini değerlendirerek canlılık sırasına koymuştur. Sonra ortadaki yanıtı ve dağılımın farklı yerlerindeki yanıtları karşılaştırma için seçmiştir. Ortadaki konumun aritmetik ortalamayla aynı şey olmadığını da açıkça ayırır. Böylece dışarıdan ölçülen santimetre yerine, betimlerin karşılaştırılmasıyla oluşturulan bir sıralama kullanır. [1, s. 304, 307–310]
Bu işlem kendi başına bir ışık ölçümü değildir. Yüzüncü sıradaki anlatımla birinci sıradaki anlatım arasında, fiziksel bir cihazla saptanmış eşit aralıklar bulunduğu varsayılmamalıdır. Sıralama, araştırmacının betimleri nasıl değerlendirdiğine dayanır. Hangi anlatımı daha canlı saydığı ve kişiler hakkında bildiklerini değerlendirmeye katması yöntemin parçasıdır. Okuma sırasında yalnız sonuç listesini değil, listeyi oluşturan kararları da görmek gerekir. İç deneyim bildirimi kayda dönüşürken yorum ortadan kaybolmaz.
Öğrenci yanıtları ve öğretmenin açıklaması
Çalışmada Charterhouse okulundan 172 erkek öğrencinin yanıtları da kullanılır. Galton, öğretmen W. H. Poole'un soruları açıkladığını ve sınıflarındaki bütün öğrencilerden yanıt aldığını belirtir. Öğrencileri iki gruba ayırır; üstteki dört sınıf bir grupta, alttaki beş sınıf diğer gruptadır. Bu süreç, yetişkin arkadaşların isteğe bağlı yanıtlarıyla aynı toplama düzeni değildir. Soruya hazırlanma ve kimlerden cevap istendiği, karşılaştırmanın bağlamını değiştirir. [1, s. 303, 310]
Bu okul örneğinden çocukların evrensel bir özelliğini hesaplamak yerine, deneyim bildirimlerinin nasıl toplandığına dikkat edebiliriz. Aynı soru metni tek başına bütün koşulları eşitlemez. Öğretmenin açıklaması, sınıf ortamı ve cevap vermeye katılım biçimi kaydın oluşumuna eşlik eder. Tarihsel araştırma, iç gözlemin yalnız kişinin sessizce zihnine bakması olmadığını gösterir; o bakışın nasıl soruya ve anlatıma dönüştürüldüğü de incelenebilir.
Kanıta dayalı kapanış: Canlılık, bilgi ve doğruluk
Yazının en sağlam katkısı, tanıdık bir şeyi hatırlamakla onu canlı bir zihinsel resim olarak yaşamanın yanıtlar içinde ayrılabilmesidir. Renk örneklerinde bir katılımcı, renklerin belirgin olduğunu söylemekle onların doğru hatırlandığından emin olmayı da ayırır. Bu bildirimlerin parlaklığı, gerçek masayla bağımsız olarak karşılaştırılmış bir bellek doğruluğu puanı değildir. İncelenen veri, insanların kendi deneyimlerini anlatışıdır. [1, s. 313]
Galton'un cinsiyet, topluluklar ve kalıtım üzerine daha geniş genellemeleri bu makalede güncel sonuç olarak benimsenmez. Yetişkin örneklemin seçimi ve özbildirime dayalı sıralama, tarihsel bulguların sınırını oluşturur. Buradan kişisel tanı veya tek başına yetenek hükmü çıkarılmaz. Kahvaltı masasından kalan daha dikkatli soru şudur: Bir şeyi bildiğimizi söylediğimizde, onu nasıl yaşadığımızı ve nasıl anlattığımızı da gerçekten sormuş oluyor muyuz?
Kaynaklar
- Francis Galton (1880), “Statistics of Mental Imagery”, Mind, 5, 301–318. Kamu malı tarihsel araştırma metni, York Üniversitesi'nin Classics in the History of Psychology arşivinde. Soru formu, yanıt örnekleri, örneklem ve sıralama açıklamaları doğrudan incelenmiştir; şekillerden görülmemiş ölçüm değeri çıkarılmamıştır.